11 Mart Pazar, CHP’li kadınlar için diğer günlerden daha farklı ve daha özel bir gündü.
Çünkü ‘‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’’ nedeni ile Ankara’ya davet edilmişlerdi...
İl- İlçe Kadın Kolları başkan ve yöneticileri ile birlikte yarısı yola koyulduk. sularında Genel Merkez binasının önündeydik. Aslında saat da başlayacak olan toplantı için çok erken bir saatti ama iyi ki de erkenden gitmişiz. İlerleyen saatlerde salon hınca hınç doldu çünkü.
Sevgi ve emek ile hazırlanmış birbirinden güzel börekleri kekleri yedikten sonra, toplantı salonundaki yerimizi aldık.
Kadın Kolları Genel Başkanımız ve Yönetim Kurulu üyeleri, sabahın o kör saatinde bizi güler yüzle karşılayınca, sanki hiç yorulmamış gibi hissettik kendimizi...
Toplantı saati yaklaştıkça diğer iki salondan da toplantının izlenebileceği duyurusu yapıldı. Buna rağmen bulunduğumuz salonda ki kadınların çoğu ayakta kaldı. Çünkü davet edilenin üzerinde - bin beş yüze yakın- kadın Ankara’ya koşarak gitmişti o gün. Hafta sonu tatili demeden eşini, çocuğunu, misafirini evde bırakarak...
Artık tahammülü kalmamıştı kadınların. Bir şeyler ters gidiyordu ve dur demenin zamanı gelmişti. Belki bu çağrı bu davet dönüm noktası olacaktı...
* * *
Kadın Kolları Genel Başkanı Sayın Güldal Okuducu, toplantıya katılan tüm kadınları sevgi ile kucaklayan ‘‘hoş geldiniz’’ konuşmasını yaptıktan sonra, kadınların ekmek ve gülü özlemediği ‘‘Laik, demokratik, tam bağımsız bir Türkiye'de yaşamak hayalimiz ve iddiamızdır’’ diyerek Genel Başkan Deniz BAYKAL’ı kürsüye davet etti.
Salon da içten bir sevgi seli, coşku ve heyecan oluştu. Ankara’da bu denli heyecanlı ve görkemli bir topluluğun olması kadınların bir takım şeyleri değiştirmek, haklarına sahip çıkmak istemesinin bir göstergesi olmalı...
* * *
Sayın BAYKAL’ın konuşmasının tamamını buraya sığdırmam tabi ki mümkün değil ama en azından bir kısmına değinmek istiyorum...
Özetle: Kadın sorunu hepimizin önündeki en temel konuların başında geliyor. Bu sorunu aşmadan, diğer sorunları hiçbir zaman çözemeyiz. Laiklik, demokrasi, sosyal adalet, kalkınma sorunu kadın sorunudur. O nedenle konunun özünü görmek ve konunun özünü değerlendirmek durumundayız. Kadını kendisinden sorumlu, kendi hesabını kendisi verebilecek bir ayrı özne olarak kabul etmedikçe, kadına yönelik bakış açısının değişmesi mümkün değildir. Kadın sorunlarıyla ilgilenecek genel müdürlükler, bakanlıklar kuruyoruz, kadın sorunlarıyla ilgili devlet teşkilatı yapıyoruz. Sonra ne oluyor? Geçenlerde bir fotoğraf vardı. Arkasına dizmiş erkekleri, önde bir kadın bakan, işte Türkiye'deki kadın konusunun nasıl yapay, nasıl göstermelik bir anlayışta ele alındığının fotoğrafı...
Yönetimdeki, sosyal yaşamdaki, iş yaşamındaki, ekonomideki, medyadaki, sivil toplum örgütlerindeki ve siyasi partilerdeki ve meclisteki kadınlarımızın etkinliğini arttıracağız, kökleştireceğiz, geri çevrilmez noktaya getireceğiz. Göstermelik, durumu kurtarmaya yönelik manken konumunda kadın değil, bileğinin hakkıyla kazanarak oraya gelmiş kadınları ortaya çıkarmak zorundayız. Böyle kendi kazanımınızla, kendi varlığınızla, kendinizi kanıtlayarak, kendinizi ortaya koyarak partinize, topluma, sizi inkâr edenlere, yok sayanlara, kendinizi kabul ettirerek bu gelişmeyi, bu reformu, bu devrimi tamamlayacağınıza inanıyorum. Bu büyük bir tarihi süreçtir, bu sürecin bir kritik aşamasındayız, bu aşamada çok önemli bir görev yapıyorsunuz. Kendinizi, kimliğinizi bozmadan, kimliğinizi değiştirmeden, kimseye ödün vermeden, kimseye yaranmaya çalışmadan, kimsenin gönlüne hoş gözükeceğim diye kendinizi inkar etmeden toplumda hakkınız olan yeri almaya doğru ilerledikçe sadece siz değil Türkiye'de kazanacaktır.
Kadınların güçlü ve etkili olduğu bir Türkiye mutlaka laik, demokratik Atatürk ilkelerinin, devrimlerinin dimdik ayakta durduğu bir Türkiye Cumhuriyeti olmak durumundadır...
* * *Yönetimdeki, sosyal yaşamdaki, iş yaşamındaki, ekonomideki, medyadaki, sivil toplum örgütlerindeki ve siyasi partilerdeki ve meclisteki kadınlarımızın etkinliğini arttıracağız, kökleştireceğiz, geri çevrilmez noktaya getireceğiz. Göstermelik, durumu kurtarmaya yönelik manken konumunda kadın değil, bileğinin hakkıyla kazanarak oraya gelmiş kadınları ortaya çıkarmak zorundayız. Böyle kendi kazanımınızla, kendi varlığınızla, kendinizi kanıtlayarak, kendinizi ortaya koyarak partinize, topluma, sizi inkâr edenlere, yok sayanlara, kendinizi kabul ettirerek bu gelişmeyi, bu reformu, bu devrimi tamamlayacağınıza inanıyorum. Bu büyük bir tarihi süreçtir, bu sürecin bir kritik aşamasındayız, bu aşamada çok önemli bir görev yapıyorsunuz. Kendinizi, kimliğinizi bozmadan, kimliğinizi değiştirmeden, kimseye ödün vermeden, kimseye yaranmaya çalışmadan, kimsenin gönlüne hoş gözükeceğim diye kendinizi inkar etmeden toplumda hakkınız olan yeri almaya doğru ilerledikçe sadece siz değil Türkiye'de kazanacaktır.
Kadınların güçlü ve etkili olduğu bir Türkiye mutlaka laik, demokratik Atatürk ilkelerinin, devrimlerinin dimdik ayakta durduğu bir Türkiye Cumhuriyeti olmak durumundadır...
Çok sayıda etkinliğin yapıldığı dolu dolu bir günün sonunda, kadınların kararlı ve heyecanlı oldukları gözlerindeki ışıltıdan anlaşılıyordu. Bu inançla, motivasyonla kentlerine döndüler. Onlara çok dikkat edin. Türkiye’nin kaderini değiştirecekler.
* * *
Bu toplantıya katılan Kadın Kolları İl Başkanı Handan ÖZTÜRK ve Yönetim Kurulu Üyelerini; Gölcük Kadın Kolları İlçe Başkanı Meltem AYDIN ve yönetim kurulu üyelerini; Derince Kadın Kolları Başkanı Nilgün DOĞRU ve yönetim kurulu üyelerini; Körfez İlçe Kadın kolları Başkanı Nesibe ÇETİN ve yönetim kurulu üyelerini; Kandıra Kadın Kolları Başkanı Gülten AKIN ve yönetim kurulu üyelerini Türkiye’nin kaderini değiştirme adına yola çıktıkları için kutluyorum.
Laik, demokratik, tam bağımsız Türkiye ‘‘Ancak Kadınlarla’’ diyorum...
* 15 Mart 2007 Bizim Kocaeli Gazetesi haftalık köşe yazısı