Blog Arşivi

GEZİ YAZILARIM

Hoşgeldiniz





Translate

Küresel kararma...

21.yüzyılın en büyük tehdidi hiç kuşkusuz ki ‘‘Küresel ısınma’’ ve ‘‘su krizi ’’ olsa gerek.
Dünyayı ve Türkiye’yi yakından ilgilendiren ve çok hızlı bir şekilde eylem planlarının hazırlanması gereken bir konu bu...
Bugüne kadar doğanın dengesini bozmak için elimizden ne geliyorsa yaptık. Dünyanın bize babamızdan miras kalmadığını, onu çocuklarımızdan ödünç aldığımızı unuttuk...
Sanayileşme, hızla artan nüfus ve bilinçsiz kullanım nedeni ile kirlenen su kaynaklarını giderek azalttık. Tüm uyarılara rağmen, bilinçsizce kullanım nedeniyle yapılan su kesintilerinde, suyun petrolden bile değerli olduğunu anladık.
* * *
Küresel ısınma bütün süreçleri ile işleyen bir olgu. İklim ısınıyor, kuraklık artıyor. Yaz yağışları azalıyor; buzullar eriyor. Buzulların erimesi ile deniz suyu seviyesi yükseleceğinden, açık deniz ve okyanus kenarındaki ülkeler tehdit altında...
Neyse ki Akdeniz’de deniz suyu seviyesi açık denizlerde olduğu kadar yükselmeyecek ama yinede, tarım alanları olan deltaları tehdit edecek seviyede olacak. Deniz suyu sıcaklığının değişmesi okyanus akıntılarını etkileyecek, seller çok daha şiddetli ve uzun süreli olacak.
Bütün bunların sebebi ise bizleriz. Hoyratça tükettik ve tüketmeye devam ediyoruz elimizdeki değerleri...
Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki selde ilk defa can kaybı olması, küresel ısınmanın ayak seslerini önemsememiz gerektiğini gösteriyor.
Birçok ülke küresel ısınmayı ciddiye almasına rağmen, dünyada ki yağmur ormanları hala katlediliyor. Türkiye’de de orman yangınları ve bilinçsiz ağaç kesimleri devam ediyor. Su havzalarımız teker teker kuruyor.
İstanbul’un etrafındaki su havzalarında, arıtma tesisleri ile önlemler alınmaya çalışılıyor. Ama su kaynaklarını en çok tehdit eden unsur yanlış imar planları ve kaçak yapılanma.
Ayrıca İstanbul’un daha fazla göç alması susuzluğun yanında güvenlik sorununu da gündeme getiriyor. İstanbul’un susuz kalmaması için olmazsa olmazı ise havzaların yapılaşmaya kapatılmasıdır.


* * *
Konya Kapalı Havzası’nda denetimsiz su kullanımı nedeni ile Tuz Gölü’nü besleyen kaynakların kuruduğu, gölün 40 yılda yarı yarıya küçüldüğü, sebebinin ise vahşi sulama yöntemlerinin olduğu biliniyor. Modern damlama sulama sistemine geçilirse su tasarrufu ile ilgili ciddi önlem alınacağı ise bir gerçek. Aslında çiftçimiz o kadar da bilinçsiz değil. Sadece yol gösterilmesini bekliyor.
Ağaçlandırma önemli ama doğru ağaçlandırma yapmak gerekiyor. Suyu çeken kentin etrafındaki ormanı ise kesinlikle korumak lazım...
Yerleşim alanları, yollar, endüstri alanları su havzalarından uzak olmalı. Az su isteyen bitkilerin yetiştirilmesinin su sarfiyatını azaltacağı ise bir gerçektir.
Hatırladığım kadarıyla, Muğla sınırları içindeki Tuzla gölünde golf sahası yapılması planlanmakta idi. Projenin akıbetini bilmiyorum ama bu yapılaşma kuş popülasyonuna ve bitki örtüsüne zarar vereceği için projeden vazgeçilmesinin daha uygun olacağını düşünüyorum.
* * *
Bu arada son kırk yılda su kaynaklarımızın yüzde ellisi kaybolmuş. Buna kuraklaşma değil, çölleşme demek daha doğru olur sanırım...


Birleşmiş Milletler Su Raporuna göre, 21. yüzyılın ikinci yarısından sonra büyük bir su sıkıntısı yaşanacak. Türkiye’ de bu kuraklıktan nasibini alan ülkelerden biri olacak. Dolayısı ile gelişmiş sanayisi ile küresel ısınmadan en fazla etkilenecek olan yerlerden biride ilimiz olacak. Bu nedenle küresel ısınma bizi de ciddi anlamda ilgilendiriyor. Hatta petrol savaşlarının yerini su savaşlarının alacağı...
Komplo teorilerine göre Suriye ve Irak’ın barajlara füze saldırısında bulunacağı bile söyleniyor.
Türkiye’nin 3 tarafı denizlerle çevrili diye sevinmeyelim. Tuzlu suyu içilebilir suya çevirmek hem son derece maliyetli imiş hem de azalan yer altı suyunun yerine geçerek kaliteyi düşürüyormuş.
* * *
Yetkililerin konu ile ilgili bilgilerini paylaşma çabalarını, tıpkı deprem öncesinde deprem uzmanların halkı bilinçlendirme çalışmalarına benzetiyorum.
O dönem anlatılanları sadece dinlemekle yetindik. Şu anda da aynısını yapmayalım lütfen.
Gazete ve dergiler de çıkan yazıları okuyoruz. Haber programlarını izliyoruz. Fakat bu konuyu ne kadar dikkate alıyoruz? Bize düşen görev nedir? Ne gibi önlemler alıyoruz? Eylem planımız nedir?
* * *
Suyun neredeyse hiç bulunmadığı Suudi Arabistan ve Kuveyt dâhil 20 den fazla ülkede ‘Su Bakanlığı’ varken bırakın Türkiye’nin su yönetimini, genel de ve yerelde sistemli bir su politikasının bile olmadığına tanık olduk. Kesinlikle suyu yönetmek için iyi öngörü sahibi olan yöneticilere ihtiyacımız var. Yoksa bütün ümidimiz mart-nisan ayında beklenen yağışlara kaldı. Ama yağışlar normal olsa bile üretim de bir düşme söz konusu.
Yeni bir yol haritasına stratejik planlamaya ihtiyacımız var. Biz az çok günümüzü kurtardık. Ama çocuklarımız, torunlarımız ne olacak?


*Geçmişin tehlikelerinden biri esir olmaktı. Geleceğin ise robot olmak... E. Fromm

* 1 Mart 2007 Bizim Kocaeli Gazetesi haftalık köşe yazısı