Blog Arşivi

GEZİ YAZILARIM

Hoşgeldiniz





Translate

#müzeyyentopçutan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#müzeyyentopçutan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şaka gibi!

“21.yüzyılın en büyük tehdidi hiç kuşkusuz ki ‘Küresel ısınma’ ve ’Su krizi’ olsa gerek.
Dünyayı ve Türkiye’yi yakından ilgilendiren ve çok hızlı bir şekilde eylem planlarının hazırlanması gereken bir konu bu” demiştim;  2007 yılında, Bizim Kocaeli Gazetesinde yazdığım bir köşe yazımda…
***
“Bugüne kadar doğanın dengesini bozmak için elimizden ne geliyorsa yaptık.
Dünyanın bize babamızdan miras kalmadığını, onu çocuklarımızdan ödünç aldığımızı unuttuk. Sanayileşme, hızla artan nüfus ve bilinçsiz kullanım nedeni ile kirlenen su kaynaklarını giderek azalttık. Tüm uyarılara rağmen, bilinçsizce kullanım nedeniyle yapılan su kesintilerinde, suyun petrolden bile değerli olduğunu anladık. Ülkemizde sel felaketlerinde,  ilk defa can kaybı olması, küresel ısınmanın ayak seslerini önemsememiz gerektiğini gösteriyor.  Birçok ülke küresel ısınmayı ciddiye almasına rağmen, dünyadaki yağmur ormanları hala katlediliyor. Türkiye’de de orman yangınları ve bilinçsiz ağaç kesimleri devam ediyor. Su havzalarımız teker teker kuruyor. 
Su havzalarında, arıtma tesisleri ile önlemler alınmaya çalışılıyor ama su kaynaklarını en çok tehdit eden unsur yanlış imar planları ve kaçak yapılanma…
Ayrıca İstanbul başta olmak üzere göç alan kentler,  susuzluğun yanında güvenlik sorununu da gündeme getiriyor. Bu kentlerin susuz kalmaması için olmazsa olmazı ise su havzalarının yapılaşmaya kapatılmasıdır. Mesela Konya Kapalı Havzası’nda denetimsiz su kullanımı nedeni ile Tuz Gölü’nü besleyen kaynakların kuruduğu, gölün 40 yılda yarı yarıya küçüldüğü, sebebinin ise vahşi sulama yöntemlerinin olduğu biliniyor. Modern damlama sulama sistemine geçilirse su tasarrufu ile ilgili ciddi önlem alınacağı ise bir gerçek. Aslında çiftçimiz o kadar da bilinçsiz değil. Sadece yol gösterilmesini bekliyor.” demiştim.
***
Suyun neredeyse hiç bulunmadığı Suudi Arabistan ve Kuveyt dâhil 20 den fazla ülkede ‘Su Bakanlığı’ mevcut iken;
3 tarafı denizlerle çevrili, azımsanmayacak kadar yeraltı ve yerüstü kaynakları olan güzel ülkem, gelecekte, susuz ve kurak olması düşünülen ülkeler arasında, ne yazık ki!
***
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü  “Ülkemizde, şu an kişi başına düşen su miktarı yıllık bin 500 metreküp. Eğer bu bin metreküpün altına düşerse su fakiri bir ülke olursunuz.” uyarısında bulunuyor. Ancak 200 bine yakın kaçak kuyunun olduğu bilinen ülkemizde “Son zamanlarda enerji üretimi konusunda Hem su kaynaklarında hem de toprak katmanlarında tahribata neden olabilecek bir yöntemle çıkarılan kaya gazının, ülke ekonomisine katkı yapacağı savunulmaya başlandı.

Şaka gibi!!! 

Bir siyanürümüz eksikti!

Gün geçmiyor ki kentimizde özellikle de Dilovası´nda yeni bir fabrika kurulmasın ya da var olan tesise yeni ilaveler yapılmasın…
Şimdi de Dilovası ve Körfez ilçelerinin, Naipköy-Tepecik-Şemsettin köylerinde;
kurşun, çinko, bakır ocağı ve zenginleştirme (flotasyon) tesisi kurma çalışmalarının planlandığı öğrendik.
Tesisin projesi ile ilgili başvuru dosyası hazırlanıp, ÇED (çevresel etki değerlendirmesi) süreci başlatılmış bile…
Kocaeli Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü;
"ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş, soru ve önerileriniz değerlendirilmek üzere valiliğimize veya Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilebilecektir. Proje ile ilgili görüş ve önerilerin Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğümüze yazılı olarak bildirilmesi halkımıza ilanen duyurulur” diyor.

***
Öncelikle “bu köyler de kurşun, çinko ve bakır madeni mi var?” sorusu aklımdan geçti. Sonra da “flotasyon nedir?” sorusu…
Konunun uzmanı olmadığım için, araştırayım dedim.

***
Dünyada flotasyon özellikle bakır kurşun ve çinko cevherlerinin zenginleştirme yöntemlerinden biri imiş. Flotasyon veya yüzdürme yöntemi, üretilecek cevherin su sevme (hidrofilik) ve su sevmeme (hidrofobik) özelliklerini kullanarak, sıvı içerisinde kabarcık oluşturarak suda yüzmesi veya batması ile diğer malzemelerden ayrılmasını sağlayan bir zenginleştirme yöntemi imiş ve genelde sülfürlü cevherlerin ayrıştırılmasında kullanılıyormuş...
Okuduğum makalelerde “Yüzdürme işlemi sadece suyla yapılamadığından flotasyon için malzeme içine reaktifler eklenir. Bunlar sırası ile PH ayarlayıcı, bastırıcı, canlandırıcı, toplayıcı (kollektör), köpürtücüdür. Bu zenginleştirme yöntemi gravite ile yapılamayan zenginleştirme için uygulanır.” diye bir sürü teknik terim ve kelimeleri anlamaya çalışırken, dikkatimi bir şey çekti!
Belli minerallerin yüzey kimyasını değiştiren en önemli bastırıcı (pasifleştirici); “siyanür”müş yani çok kuvvetli bir zehir…
Hemen hepiniz siyanürü duymuşsunuzdur. Fare zehrinde kullanılan, siyanür tuzlarının yanlışlıkla alınması veya siyanür asidi gazlarının solunması insanı hemen öldürebiliyor.
Uzmanlara göre, siyanürün kullanıldığı bir ortamda bundan etkilenmemek nerdeyse imkansız…

Bulaşma yolları ise;
1. İçme suları,
2. Hava,
3. Toprağa temas eden cilt yoluyla,
4. Yiyecekler ile…


***
Kentimizde ki, sanayiye bağlı kirliliği düşününce; “Hah bir siyanürümüz eksikti” diyorum.
Ve umuyorum, konu ile ilgili meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri, yörede yaşayan halk; proje hakkındaki görüş ve önerilerini, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün ilan ettiği gibi yazılı olarak bildirirler.